HASAN EFE VE ŞİİRİ “GÖRSEL”DE BULUŞTURMAK

2008-11-12 09:40:00

 

   Hasan Efe’nin Mordillo’nun bir karikatürünü çözümlediği “Görsel Metin Olarak Karikatürün Anlam Yapısı”(1) başlıklı yazısı daha ilk tümcesinde karikatürün derinliğindeki soyut yapının şiirsel imgeyle özdeş olduğuna ilişkin belirlemesi nedeniyle “görsel şiirin şiirliğine ilişkin sorgulamalarım” açısından özellikle dikkatimi çekti. Karikatürün olası yorumları içinde kendi yorumumu bulamamak da ilginç olmuştu benim için. Issız bir adada yalnız kalan adamın yere kocaman bir “SOS” yazmasının hemen ardından adaya bir kadının geldiğini görür görmez yazdıklarını silmeye çalışması bende gerçekte adamın “kadını istemediği”, kadınlardan çok çektiği için adaya kaçtığı izlenimi yaratmıştı. Oysa ki Efe’nin olası yorumları içinde ağırlıklı olan adamın yalnızlığından kurtulduğu için sevindiği sonucu öne çıkıyordu. Kişilik testlerinden Projektif Test türlerinden Tematik Algı Testi’nde “fotoğraf yorumlama”ya bağlı olarak kişiliğin ölçüldüğü anımsanırsa benim yorumum kendi “kişiselliğim”den kaynaklanan bir özellik taşıyordu haliyle.

   Edebiyatın karikatürle doğrudan ve dolaylı bir ilişkisi olduğunu düşünen Efe, bu ilişki türlerinin görmeye ve anlamaya bağlılık’tan kaynaklandığının ayrımındadır. Ama “anlamsallık”ın altı çizilir özellikle.(2) Karikatür düşünceden görüntüye(tasarı) yönelirken, edebiyatta da ne kadar soyutlama yapılırsa yapılsın bir “somutlaştırma eğilimi” göze çarpmaktadır. Üstelik “algılanan tasarımın çağrışımsal boyutu” açısından bakıldığında, Raşit Yakalı’nın karikatüründeki “mutluluğun” içinde güzel şeyler olan bir çantadan kaynaklandığı anlaşılacaktır. “Ya o çantadaki el bırakmazsa sahibini…” diye tersten bakınca, bağımlılık ilişkilerimizin boyutunun anlaşılması da ayrı bir sorgulamayı hak etmektedir haliyle.  

       

Raşit Yakalı

 

  

   Görüleceği üzere çizerin okuyucu zihninde oluşturduğu anlamsal bütünlük metinleşmektedir. Burada “düşünme-dil” ilişkisi kendini açığa vurur. Karikatür alımlayıcısı hangi ulustan olursa olsun karikatürü kendi dilinde metinleştirirken, “yazınsal alımlayıcı” bu şanstan yoksun olmaktadır, eğer metin kendi diline çevrilmemişse. Aynı şey müzik ve resim için de geçerlidir.. Yazın’a göre daha evrensel olmaları buradan gelir. Nazım Hikmet’in, “Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin? / İşin kolayına kaçmadan ama” dizelerindeki “zorluk” buradan anlaşılır, anlaşılabilirse eğer.

   Hasan Efe’nin Ocak 2006’da kaleme aldığı ve Hürriyet Gösteri’de yayımlanan “Karikatür ve Şiirdeki Algılama Unsurları” başlıklı yazısı “her şiirde bir karikatür, her karikatürde bir şiir okunabileceği” belirlemesiyle başlar. Karikatür de, şiir de belirli bir “kaba sığmaz”, her ikisinin de tanımı yoktur, ama Efe yine de yapılmış tanımları anımsatır okura ve bu “tanımlanamazlığı” yüceltir ve yaşanan bir olgunun “yeniliklere açılması” olarak görür. Bu her iki tür düşselliği ve gerçekliği birlikte yaşadıkları için etkendir ve “edilginleştirilemez”.

   Hasan Efe, “Şiire nereden ve nasıl bakarsak karikatür, karikatüre de nereden ve nasıl bakarsak şiir olur?” sorularına da yanıt arar. Şiirdeki üç temel öğe, “dil, biçim ve konu” olurken; karikatürde, “çizgi, humor ve düşünce” olmaktadır. Efe, karikatürün görsel metin, şiirinse yazınsal metin olduğunu vurgular. Bu durumda Tomi Urgerer’in karikatürünü anlamlandırabilmemiz tavuğun ayaklarındaki ayakkabıları “okumamızdan-görmemizden” geçecektir.

 

(Tomi Urgerer)

      

   Hasan Efe’nin, Chaval’ın karikatürüne ilişkin olarak, “Düşünmeden, işin sonunun nereye varacağını hesaplamadan hareket edemeyiz” yorumuna varması ne derecede doğrudur? Karikatürün gerçek iletisi, “insanın geçtiği ve geçeceği yollara rengini kendisinin vereceği” değil midir? Ya da daha “basit” bir yorum, “herkes kendi kapısının önünü süpürmeli önce, kendini düzeltmeden başkalarını düzeltmeye kalkma” olamaz mı?

 

Chaval

 

   Efe’nin gerek şiir, gerekse de karikatürü üretildikleri dönemin düşüncesini yansıtmakla ilişkilendirmesi ne derece doğrudur? Sanat’ın “kendinde” değeri, “kendinde ve kendi için”liği yok mudur? Bu Hegelci bakış yabana atılabilir mi? “Sanat’ı araçlaştırmak sanatçıya yakışabilir mi?” gibi sorular da sorulabilir Hasan Efe’ye.

   Her çizerin kendine özgü bir biçemi olduğunu, gerek Cem Koç, gerek Ferruh Doğan; gerekse de Chaval ve Mordillo örnekleriyle gerekçelendiren Efe; “ahengin” biçemlerden kaynaklandığına vurgu yapar, aynı şey şair için de söz konusudur ona göre. “Ahenksiz bir karikatür ve şiirde derinliği yakalayamazsınız. Bu yapıtlarda ahenk yoksa derinlik, derinlik yoksa estetik de yok demektir” sonucuna ulaşırken gerçek bir sanatçı duyarlılığının ipuçlarını da sezdirir.

   Hasan Efe’ye göre karikatür ve yazın güncelliklerini dün’den almakta olup, diğer sanatlar gibi bunlar da kimi uzamsal özellikler taşır.(3) Güncelliğin gerek karikatür ve gerekse de yazında coğrafyayla ilgisine de vurgu yapılır ki, bu anlamda bir Ortadoğu karikatürü ve yazınıyla bir Batı Avrupa’nınki aynı olmayacaktır. Ama küreselleşme bu özelliği bir ölçüde azaltmaktadır. Benzer bir temanın ayrı türlerde işlenebilme olanağından da söz eder Efe, ama burada işin içine sanatçının biçemi ve güncele bakışı girmektedir. Efe’nin karikatür ve yazının güncelden, -biçim ve içerik olarak yapısal işleyişleri ayrı ayrı olsa da- etkilendiklerine ilişkin düşüncesi ne derecede doğrudur? Kant’ın “duyarlığımızın formları” olarak ortaya koyduğu “zaman ve uzam” içinde bireylerin bulunmak zorunda olmaları “anlığımızın formları” 12 kategorinin önemini azaltmakta mıdır? Burada “şiir’in işlevi” devreye girecektir kaçınılmaz olarak. Bu anlamıyla şiir günceli aşar. Çünkü dilde yaşanan özgürlükle bu olanağa kavuşulacaktır. Sözcüğe değil de “çizgi”ye dayanan imgesellik boyutunun olanakları şiirle karikatürü terazinin aynı yükseklikteki iki kefesi konumuna sokmakta gibi görünmektedir. Yaşadığımız gün, içimizde yaşanan gün’le birleşip “yepyeni bir gün” olduğunda sanatsal varsıllaşma olacaktır ama, içimizde yaşanan günün “güncelle” ilgisiz olduğu ölçüde güncele “müdahale” edebileceği de göz ardı edilemez.

   Hasan Efe, karikatürün yavaş yavaş kendini genel mizah kavramından koparıp farklı kavramlara yönelme sürecine girdiğinden de söz eder.(4) Bilindiği üzere mizahçı, hem yazıncı hem de çizer olabilmektedir; ama her karikatür mizah değildir bu durumda. Buna örnek olarak Maurizio Minoggio’nun karikatürü verilir:

 

                                                                              Maurizio Minoggio, Studıo D’arte Andromeda,

                          Cessate il fooco, curcu &genovese

 

   Husejin Hanusic’in karikatürünü de “gülme öğesi” içeren bir örnek olarak sunar Efe. Minoggio’nun yapıtı, karikatürün mizah dışı bir süreç yaşayabileceğine ilişkin bir örnek olarak sunulur. Bu durumun bir “karikatür bilimi” ortaya çıkaracağı sonucuna ulaşmakta da gecikmez.

   Şubat 2007’de yazdığı ve Hürriyet Gösteri’de yayımlanan “Karikatür ve Öykü” başlıklı yazısında da, öykü ve karikatürün her ikisinin de “olay çevresinde gelişen” işlevine değinir. Bu işlev “bant karikatür” ve “öyküde” farklı yapılanmalar göstermektedir haliyle. Kendi türlerine özgü özellikler taşısa da her iki türün imgesel boyutları benzemektedir birbirine. Efe’ye göre sonuçta, her iki tür de “gerçekliği” değil, “sanatın gerçekliğini” sunmaktadır. Efe, bu “sanatsal gerçekliğin” kurmaca yönüne vurgu yapar, gerçekliğin aşılması gerekliliğinden söz etmez. Çünkü tasarımın gerçekliğinin somutlaşmasıdır onu gerçeklik kılacak olan. Hegel’in, “Düşünülebilir olan her şey olanaklıdır” biçiminde özetlenebilecek görüşü anımsanırsa, sanatçının her türlü “dizge sunucusunun” ya da “statükonun” düşmanı olacağı açıktır bu durumda.

   Norberto Fuentes’nin “Kardeş Payı” öyküsüyle, Loriot’nun bir bant karikatürü karşılaştırılır yapısal özellikleri ayrı ayrı incelenerek. Her ikisinin sunduğu gerçeklik olması düşünülen gerçekliklerdir ve insana özgü olan düş’ten yola çıkılarak gerçeklik soyutlanmış olmaktadır. Buradan yola çıkarsak Efe’yi ya da bizleri bir görev beklemekte gibidir. Efe; karikatür’le, genel olarak yazın, öykü, şiir, mizah.. v.b. ilişkilerine değinmiştir değinmesine de, en azından yukarıda andığımız “soyutlama etkinliği”, “gerçeklik”(realite), “doğruluk”(hakikat).. gibi kavramlar bağlamında düşünürsek “karikatür ve bilgi felsefesi(epistemoloji)” ya da genel olarak “karikatür ve felsefe” ilişkisi üzerinde de durma gerekliliği gibi görünmektedir bu görev. Felsefenin “metafizik” boyutu “köklerini” oluşturduğundan, “sanat felsefesi” gibi alt dallarının “karikatürle” doğrudan ilişkisi elbette ki yadsınamayacaktır.

 

 

 

 

 

(1)   Hasan Efe, Görsel Metin Olarak Karikatürün Anlam Yapısı, İle kültür sanat ve edebiyat dergisi, Mart-Nisan 2008.

(2)   Hasan Efe, Edebiyat ve Karikatürde Anlamsal Boyutların İçleşmesi, Varlık, Ocak 2007.

(3)   Hasan Efe, Karikatür ve Yazında Uzamsal İşlerlik, Hürriyet Gösteri, Aralık-Ocak-Şubat 2007-2008.

(4)   Hasan Efe, Genel Mizah Kavramı ve Karikatür Bilimi, Varlık, Kasım 2007.

 

 

(Deliler Teknesi’nin Eylül-Ekim 2008 tarihli 11. sayısında yayımlanmıştır.)

 

 

67
0
0
Yorum Yaz